19. GİŞE
Saat tam 07:00’da tren garının merdivenlerinde durmuÅŸ heybetli kapıya bakıyordu. Sabahın bu vaktinde bile yoÄŸunluk azımsanacak gibi deÄŸildi. Merdivenlerden koÅŸarak çıkan bir genç omzuna çarparak içeri girdi. Belli ki treni kalkmak üzereydi. Arkasına bile bakmadan özür dileyerek gözden kayboldu. Garın ön cephesi cam ve iÅŸlemeli metalin güzel bir birleÅŸimiydi. Kapının hemen üstünde büyük yuvarlak bir saat vardı. Yapının ihtiÅŸamlı görünüÅŸü karşısında kendini küçücük hissetti. Elindeki katlanmış kağıdı açıp ‘19 Nolu GiÅŸe’ yazısına tekrar baktı. Derin bir nefes aldı ve kalan basamakları da tırmanıp büyük kapıdan içeri girdi. Uzun gölgeler içeri kadar uzanıyordu. Böyle büyük alanlardan hoÅŸlanmazdı. Tüm hayatı boyunca küçük dairesinden dışarı doktor kontrolleri haricinde pek çıkmamıştı. İçini bir tedirginlik kapladı. Alnında boncuk boncuk terler birikmeye baÅŸladı. Cebinden çıkardığı peçete ile alnını sildi. Girip çıkan insanlar, bilet giÅŸeleri önündeki uzun kuyruklar, uzayıp giden gölgeler… Kendini toparlayıp etrafına baktı. Solda ve saÄŸda onar tane olmak üzere yirmi bilet giÅŸesi vardı. İlk on tanesi soldaydı. Sağına baktı. Yirminci giÅŸe kapalıydı. Üzerinde 19 yazan giÅŸeye doÄŸru yürümeye baÅŸladı. DiÄŸer giÅŸelerin önünde kuyruk olmasına raÄŸmen burada sadece bir kiÅŸi vardı. Açık renk uzun bir palto giymiÅŸ, kafasında da kahverengi fötr bir ÅŸapka olan uzun boylu adamın arkasına geçip bekledi. Adam biletini alıp arkasını döndüÄŸünde göz göze geldiler. GeniÅŸ çerçeveli siyah güneÅŸ gözlüklerinin arkasındaki delici bakışları bir an için hissettiÄŸini sandı. Uzun boylu adam kalabalığa karışıp gözden kayboldu. Bir süre adamın arkasından baktıktan sonra giÅŸeye yaklaÅŸtı.
“Me… Merhaba.” Sesi o kadar kısık çıkmıştı ki giÅŸe görevlisi başını kaldırıp bakmadı bile. BoÄŸazını temizleyip tekrar denedi. “Merhaba.” GiÅŸede oturan adam kafasını kaldırmadan cevap verdi.
“Bu giÅŸe kapalı, lütfen diÄŸer giÅŸelerden birine gidin.”
“Yanlış anladınız ben bilet almayacağım. Bugün burada çalışmaya baÅŸlayacağım söylendi.” Elindeki katlanmış kağıdı camın altındaki bölmeden içeri uzattı. Görevli kafasını kaldırıp kağıdı alırken ciddi bir tavırla adamı süzdü. Kağıtta yazanları okuduktan sonra gözlüklerinin üzerinden gence tekrar baktı.
“SaÄŸa doÄŸru git. GiÅŸelerin bittiÄŸi yerde üzerinde ‘sadece personel’ yazan bir kapı var, oradan koridora gir ve arka kapıya gel.” Genç adam başıyla onaylayıp giÅŸeden ayrılarak saÄŸa doÄŸru yürümeye baÅŸladı. DiÄŸer giÅŸelerin önündeki kuyruklar hiç azalmamış gibiydi. 11. giÅŸenin yanında görevlinin bahsettiÄŸi kapıyı buldu. Biri onu uyaracakmış gibi tedirgin halde etrafına bakındı ama kimse onunla ilgilenmiyordu. ‘Sadece Personel’ yazan kapıyı açıp koridora girdi. Garın mimari ihtiÅŸamıyla pek uyuÅŸmayan bir koridordu burası. Bakımsız koridor boyunca yürüdü. Üzerinde 19 yazan kapıyı tıklattı. Görevli iki tane kilidi açtıktan sonra genci içeri buyur etti. Adam orta yaÅŸlarını geçmiÅŸ gibi görünüyordu (en fazla elli yaşındadır diye tahmin etti) ancak saçları tek tük beyazlar haricinde simsiyahtı. Siyah gözleri ile uyumluydu. Boyu uzun deÄŸildi ama hafif göbeÄŸi dışında gayet saÄŸlıklı görünüyordu. Garın giriÅŸinin kalabalığı ve büyüklüÄŸünden sonra bu ufak oda adama iyi gelmiÅŸti. Kendini rahatlamış hissetti. Görevli kapıyı tekrar kilitledi ve genç adamın elini sıktı.
“Ben Aziz. HoÅŸ geldin.”
“Memnun oldum Aziz Bey. Bende Engin. O kağıttada yazı…” Cümlesini bitiremeden bir zil sesi duyuldu. GiÅŸenin önünde, otellerde resepsiyonu çağırdığınız ufak zillerden vardı. Aziz Bey hemen o tarafa döndü.
“Birazdan geliyorum sen ÅŸöyle otur.”
Engin gösterilen sandalyeye oturup giÅŸeye baktı. Siyah gözlüklü, uzun saçlarını at kuyruÄŸu ÅŸeklinde baÄŸlamış bir adam vardı. Aziz Bey önündeki masanın çekmecesinin kilidini açtı. GümüÅŸ renginde metal, cüzdan boyutunda dikdörtgen bir kutu ve eski bir defter çıkardı. Kutunun kapağında bir desen vardı ama net göremedi. Aziz Bey kutunun kapağını açıp deftere bir ÅŸeyler yazdı. Engin giÅŸede bekleyen adamın kendisine baktığını fark ettiÄŸinde gözlerini kaçırıp odayı incelemeye baÅŸladı. Binanın Neoklasik Alman mimarisine uygun bir odaydı burası. Koyu renk cilalı ahÅŸaplar eskiydi. Karşısındaki duvarda binanın içini gösteren büyük bir kroki asılıydı. Hemen yanında da trenlerin kalkış ve varış çizelgeleri olduÄŸunu tahmin ettiÄŸi bir liste vardı. Onların altında da yerde küçük bir kasa duruyordu. Sandalyesinin yanındaki küçük sehpada bir çay makinesinden buharlar çıkıyordu. Tekrar giÅŸenin önüne döndüÄŸünde adam metal kutuyu alıp arkasını dönmüÅŸtü bile. Aziz Bey de çekmeceyi kilitleyip Engin’in yanına döndü.
“Evet Engin. Tekrar hoÅŸ geldin.”
“TeÅŸekkür ederim efendim.”
“Bana efendim demene gerek yok.”
“Aziz Abi diyeyim o zaman.”
“Tamam olur.” Dedi Aziz Bey. Parlak gözleriyle karşısında oturan genci inceliyordu.
“Kaç yıldır burada çalışıyorsun Aziz Abi?” diye sordu Engin.
“Elli dokuz yaşındayım ve geldiÄŸimde senin yaÅŸlarındaydım. Yani otuz iki yıldır buradayım.”
“Hiç göstermiyorsunuz. Ben sizi elli yaşında sanmıştım.”
“Ah, teÅŸekkür ederim genç adam.” Aziz Bey gülümsedi ve sandalyesinde arkaya doÄŸru yaslandı. Engin’in verdiÄŸi kağıda tekrar baktı ve masasının üzerine bıraktı.
“Çay olmuÅŸtur. Bize birer bardak doldur bakalım” dedi Aziz. “Birazdan simitlerimiz de gelir.”
Engin yanındaki sehpada duran bardaklara çay doldurdu. Tam Aziz Bey’in dediÄŸi gibi bir dakika sonra temizlik görevlisi olduÄŸu kıyafetlerinden anlaşılan bir kadın giÅŸeden içeri bir poÅŸet uzattı. Başıyla Aziz Bey’e selam verip Engin’e baktı. Sonra dönüp gitti.
“Hadi baÅŸla bakalım. Kahvaltı etmedin deÄŸil mi?”
“Hayır henüz etmemiÅŸtim. Önce ilacımı içmem gerekiyor müsadenizle” diyerek omzunda asılı duran küçük çantasından iki tane ilaç çıkardı. Bir yudum çayla iki ilacı birden yuttu.
“GeçmiÅŸ olsun Engin. Ciddi bir ÅŸey deÄŸildir umarım.”
“TeÅŸekkür ederim Aziz Abi. Açık alanlarda uzun süre duramıyorum. Bunlar rahatlamamı saÄŸlıyor.” diyerek kısaca geçiÅŸtirdi.
“Anladım. Neyse burası ufak bir oda. Bir sıkıntı çekmezsin.” Aziz karşısındaki adamı dikkatle incelemeyi sürdürdü. Gözlerinin altı hafif mordu ve ÅŸiÅŸmiÅŸti. Çok uzun olmayan saçları geliÅŸigüzel taranmıştı. Boyuna göre zayıf biriydi. İnce uzun yüzü onu daha zayıf gösteriyordu. Engin kendinin incelenmesinden huzursuz olmuÅŸ gibiydi.
“Bu giÅŸe pek yoÄŸun deÄŸil sanki. Halbuki gelirken diÄŸerlerinin önünde uzun kuyruklar görmüÅŸtüm.” diyerek konuyu deÄŸiÅŸtirmek istedi.
“Burası sonuncu giÅŸe. İnsanlar kodlanmış gibi hep ilk giÅŸeye yönelirler. Herkes kendini özel hissetmek ister. Belki bu yüzden birinci giÅŸeden bilet almak hoÅŸlarına gidiyordur kim bilir. Yani burası genelde sakindir.” diye cevapladı Aziz Bey. “Evet Engin. Nerelisin? Anlat biraz kendini.”
“KimliÄŸimde İstanbul yazıyor ama Ankarada yaşıyorum. Yani nereli olduÄŸumdan emin deÄŸilim. Annem babam ben çok küçükken terk etmiÅŸler beni. Bir yetiÅŸtirme yurdunda büyüdüm. Liseyi bitirdikten sonra okuyamadım. Bir de bu, ee ÅŸey, rahatsızlığım yüzünden zaten üniversiteye gidemezdim.” biraz durakladı ve simitinden ısırıp çayını yudumladı.
“Anlıyorum. Zor bir çocukluk geçirmiÅŸsin. Benim küçüklüÄŸüm de seninkine benziyordu. Annem babam yoktu. Aslında vardır tabi ama ben hiç tanımadım. Senin yaÅŸlarında uyku problemi de çekerdim. Bir süre ilaç kullandım ve buraya geldim. Burası bana iyi geldi. Üzülme, sen de iyi olacaksın. İyi arkadaÅŸ olacağız seninle.” uzanıp Engin’in omzunu sıktı. Bu hareketi Engin’e güven verdi, kendini daha rahat hissetmesini saÄŸladı. Yine zil çaldı. “Hemen dönerim. Sen bir bardak daha çay iç.” Engin giÅŸeye baktı. Siyah gözlüklü kısa saçlı genç bir kadın gelmiÅŸti. SaÄŸ gözünün altında yanağı boyunca bir yara izi vardı. Yüzü ifadesizdi. Nereye bilet almak istediÄŸini duymaya çalıştı ancak kadının aÄŸzı neredeyse hiç kımıldamamıştı. Aziz Bey’in çekmeceden çıkardığı küçük metal kutuyu alıp uzaklaÅŸtı.
“Bu gelenler kim Aziz Abi? Bilet yerine o kutuları alıyorlar. Onlar nedir?”
Aziz Bey sandalyede oturan adama baktı.
“İlaçlarını almazsan ne oluyor Engin?” Engin’in sorusuna alakasız bir soruyla karşılık verdi.
“Panik atak geçiriyor gibi oluyorum.” dedi Engin. Yüzünde belli belirsiz bir korku ifadesi belirmiÅŸti. Aziz Bey arkasına yaslandı. Çayından büyük bir yudum aldı. Gözlüklerini indirip karşısındaki ürkek adama baktı.
“Kafanın içinde sesler duyuyorsun deÄŸil mi? Bir uÄŸultu, anlamadığın bir dilde fısıltılar. Dışarıdayken sanki birileri seni takip ediyormuÅŸ gibi hissediyorsun.” Biraz duraksadı. Engin’in yüzü bembeyaz kesilmiÅŸti. Devam etti. “Geceleri uyumaya korkuyorsun deÄŸil mi? Hep aynı rüyayı görüyorsun çünkü. Seni kimin kovaladığını bilmeden sislerin arasında koÅŸuyorsun. O siyah parlak taÅŸlardan oluÅŸmuÅŸ ormanda seni izleyen ama göremediÄŸin gözler. Ayaklarının altındaki zeminin titreÅŸtiÄŸini de hissediyorsun deÄŸil mi? Sanki toprak mırıldanıyormuÅŸ gibi.” Engin sandalyesinden fırlayıp ayaÄŸa kalktı. Kalkarken yanındaki sehpaya çarpıp bardağını düÅŸürdü. Geri geri birkaç adım atıp kapıya yaslandı. GöÄŸüs kafesi hızla inip kalkmaya baÅŸladı. Gözlerini Aziz Bey’den ayırmadan el yordamıyla kapı kolunu bulup indirdi. Kilitli kapı açılmadı. Arkasını dönüp zorladı ama kapı açılmayacaktı. Anahtarlar Aziz Bey’in cebindeydi.
“Kimsin sen? Tüm bunları nereden biliyorsun?” Yüzündeki korku dehÅŸete dönüÅŸmüÅŸtü.
“Sakin ol evlat. Küçükken uyku problemi çektiÄŸimi söylemiÅŸtim. Aynı rüyaları bende görüyordum. Sonra aynı senin durduÄŸun yerdeydim. DehÅŸete düÅŸmüÅŸ bir halde neler olduÄŸunu anlamaya çalışıyordum.” Eliyle sandalyeyi gösterdi. “Hadi otur. Korkmana gerek yok. Her ÅŸeyi anlatacağım.” Engin kararsız kalmıştı. Aziz Bey başıyla tekrar sandalyeyi iÅŸaret etti. Engin korkak adımlarla tekrar sandalyesine oturdu.
“Doktorumu mu tanıyorsunuz? O mu söyledi tüm bunları? Bakın ben deli deÄŸilim. Çalışmaya uygun olmayan bir durumum yok. İlaçlarımı düzgün alı…” Engin sözünü bitiremeden Aziz Bey araya girdi.
“Dur bakalım Engin, yavaÅŸ ol biraz. Kimse seni kovmayacak merak etme. Mithat Bey’i ben de tanıyorum çünkü beni de buraya o göndermiÅŸti. Ama hayır, seninle ilgili onunla konuÅŸmadık. KonuÅŸmaya da gerek yok. Çünkü neler yaÅŸadığını bilmemin tek sebebi aynı ÅŸeyleri benim de yaÅŸamış olmam.” Engin’in bunları anlayabilmesi için kısa bir süre bekledi.
“Ama bu nasıl olabilir?”
“İkimizde de olan bir ÅŸey var Engin. Bunu anlatabilmek güç. İçimizde bir yerde bizi diÄŸer insanlardan farklı kılan bir ÅŸey var. Ailelerimiz bizi bu yüzden terk etmiÅŸ olabilir. Veya böyle olduÄŸumuz için onlardan alınmış olabiliriz. Arman YetiÅŸtirme Yurdu’nda büyüdün deÄŸil mi?”
“Evet ama nasıl bildiniz?” Engin’in gözlerindeki ÅŸaÅŸkınlık hiç azalmamıştı ama ÅŸimdi tüm dikkatini vermiÅŸti.
“Ben de orada büyüdüm. Benden öncekilerin de orada büyüdüÄŸü gibi.”
“Sizden öncekiler mi? Benim gibi baÅŸkaları da mı var?”
“En üst kattaki arka bahçeye bakan odada kalıyordun deÄŸil mi?”
“Evet, üç kiÅŸiydik. DiÄŸer çocuklarla pek anlaÅŸamazdık. Uyumsuz olduÄŸumuzdan bizi ayrı tutarlardı.”
“Uyumsuz deÄŸil Engin. Özel.” Engin’in gözleri bir an geçmiÅŸe daldı. Aziz Bey onu kısa bir süre hatıralarıyla baÅŸ baÅŸa bıraktı, sonra devam etti. “İyi ve kötünün savaşını bilir misin?” Engin daldığı hatıralardan sıyrılıp Aziz Bey’in küçük yuvarlak gözlüklerinin arkasındaki parlak gözlerine baktı. “Bu savaÅŸ her yerdedir. Kendi içimizde, bir hayvana zalimlik yapan birine karşı, karşıdan karşıya geçen bir yayaya yol vermeyen sürücüye karşı. Kısaca hayatın her anında bu savaşı veriyoruz. İnsan bu dünyaya geldiÄŸinden beri bu savaÅŸ devam ediyor.” Engin sandalyesinde biraz daha rahatlamış ÅŸekilde oturuyordu artık. “Bir de bizim gibi 'özel' olanların dışında kimsenin görmediÄŸi bir savaÅŸ sürüyor. Ne zaman baÅŸladığını bilmiyorum, bir önemi de yok bana göre. BüyüdüÄŸümüz yurt hangi yılda yapılmış biliyor musun?” Engin hayır anlamında başını iki yana salladı. “Bir keresinde bahçede gezerken duvardaki bir taşın üzerinde 1752 yazdığını görmüÅŸtüm.” Engin’in aÄŸzı bir ÅŸey diyecek gibi açıldı ama sadece yutkunmakla yetindi. “Bu dünyanın ötesinde de bir dünya var." Engin her gece gördüÄŸü kabusları düÅŸündü. Simsiyah parlak kayalardan oluÅŸan labirent gibi ormanı, o kayaların arkasından onu izleyen lanetli gözleri, ve hiç kalkmayan sis tabakası aklına gelince ürperdi.
"Ama bunlar çok saçma. Sadece birer kabus. BaÅŸka dünyalar filan. Benimle kafa buluyorsunuz deÄŸil mi?" sesinde tüm bunların bir ÅŸaka olduÄŸunu duymak isteyen bir tını vardı. Korkuyordu. Aziz Bey ciddiyetini bozmadı.
"Hayır Engin, hepsi gerçek. Rüyalarında gördüÄŸün yer gerçek. Biz o tarafı sezebiliyoruz. Ve onlar da sezebildiÄŸimizi biliyorlar.”
“Onlar mı?”
“DiÄŸer taraftakiler, rüyalarında seni kovalayıp sana fısıldayanlar.”
“Kim onlar?”
“Saf kötülük.” diye iç geçirerek cevap verdi Aziz Bey. “Kim deÄŸil de ‘Ne’ diye sorman lazım. Belli bir suretleri yok. O kara dumanın içinde bir çift sarı göz görürsün. Sonra girebildiÄŸi en korkunç, en iÄŸrenç biçime girerler.”
“Peki siz ne yapıyorsunuz burada? GiÅŸeye gelip giden o insanlar kim?”
“Onlar ‘Onarıcılar’. Kötülük bu tarafa geçmeye çalışıyor, biz ise onlara engel olmaya çalışıyoruz. Onarıcılar dünyalar arasında oluÅŸan çatlakları kapatırlar.”
“Çatlaklar mı?”
“Bundan on iki yıl önce, 2010 yılında, bu garın çatısında bir yangın çıkmıştı. Hatırlıyor musun?”
“Evet hatırlıyorum. Tüm haberlerde vardı.”
“İşte o gün bir ihlal olmuÅŸtu. Dün gibi hatırlıyorum.” Aziz Bey’in başı öne eÄŸildi ve gözleri uzaklara daldı. Engin sabırla bekliyordu.
“Sıradan bir yangın deÄŸil miydi?” diye sordu Aziz Bey’i daldığı anılardan çıkarmak için.
“Haberlerde elektrik arızasından çıkan bir yangın olarak bahsedildi tabi. Oysa onlardan birini durdurmaya çalışıyorduk.”
“Peki tam olarak ne oldu?”
Aziz Bey arkasını dönüp masanın çekmecesini açtı. Onarıcılara verdiÄŸi metal kutulardan birini çıkarıp Engin’e uzattı. Avucunun içine sığan bu küçük kutunun metal yüzeyi pürüzsüzdü. Kapağında bir sembol vardı. Daha önce yetiÅŸtirme yurdunda da bu iÅŸareti gördüÄŸünü hatırladı. Bir altıgenin ortasına iÅŸlenmiÅŸ nokta ve çizgilerden oluÅŸan sembolün üzerinde parmağını gezdirdi. Kapağını yavaÅŸça açtı. Kutunun ortasında yuvarlak bombeli bir cam vardı. Süt beyazı bir sıvının ortasında siyah noktacıklar yüzüyordu.
“Bu nedir?” diye sordu Engin. Kutuyu salladı ama sıvı ve içindeki siyah noktacıklar kıpırdamadı.
“Bu bir pusula. DiÄŸer dünyanın manyetik alanı bizimkinden farklı. BildiÄŸimiz pusulalar o tarafta çalışmıyor. Bununla geri dönüÅŸ yolunu buluyoruz. O siyah noktalar geçidin olduÄŸu yöne doÄŸru toplanırlar. Bu olmazsa geri dönemezsin.” Engin’in elindeki pusulayı alıp tekrar çekmeceye koydu. “O tarafta yönünü kaybetmek çok kolaydır. Bir de sürekli kafanın içine girmek isteyen fısıltılar ve düÅŸüncelerle boÄŸuÅŸursun. Neyse ki onarıcılarımız bu konuda zihinlerini kontrol edebiliyorlar.”
“Zihinlerine mi giriyorlar?”
“Zihninle birlikte bedenine de giriyorlar. Bir taşıyıcının içinde geçitten geçmeleri daha kolay.”
“İhlal bu ÅŸekilde mi olmuÅŸtu?”
“O ihlalin gerçekleÅŸtiÄŸi gün senin gibi yeni gelen biri vardı. Adı Yavuzdu. Geçitten geçmeden önce beni beklemesi gerekiyordu.”
“Sizde mi onarıcısınız?”
“Öyleydim. Ama artık buradayım.”
“Yavuz’a ne oldu?”
“Aceleci davranıp benden önce geçti. Her ÅŸey bir dakikada olup bitti. Geçide doÄŸru koÅŸuyordum ve Yavuz’u geri dönerken gördük. Kıyafetleri parçalanmış vücudunu siyah duman kaplamıştı. Gözlerinin akı ve gözbebekleri görünmüyordu. AÄŸzından anlamsız fısıltılar çıkıyordu. Bir an sonra duman vücudunu terk etti ve Yavuz’un bedeni boÅŸ bir çuval gibi olduÄŸu yere yığıldı. Onun için yapacak birÅŸey kalmamıştı.” Aziz Bey’in üzüntüsü yüzünden okunuyordu. GözlüÄŸünü çıkarıp dalgın dalgın mendiliyle silmeye baÅŸladı. Olanlar yüzünden kendini suçluyordu. Aradan geçen yıllar suçluluk duygusunu azaltmamıştı.
Engin onu teselli etmek istedi ama daha anlatılanları kendisi bile sindirememiÅŸti. Bütün bunlar çok fazlaydı. Bu dünyada yeterince kötülük vardı. Bir de baÅŸka bir dünyanın kötülüÄŸü ile uÄŸraÅŸma düÅŸüncesi midesinin kalkmasına sebep oldu. Bugüne kadar bildiÄŸi her ÅŸey deÄŸiÅŸmek üzereydi. Kalp atışlarının hızlandığını hissetti. Elini çantasına atıp ilaç kutusunu çıkardı. Aziz Bey bileÄŸini tutup onu durdurdu.
“Artık onlara ihtiyacın yok. Zihninin uyuÅŸuk olması sana fayda saÄŸlamaz. Berrak ve dinç tutmalısın onu.” Engin, Aziz Bey’in acısını deÅŸmek istemiyordu ama yine de sordu.
“Peki o gün ne oldu? O’nu durdurabildiniz mi?”
“Evet. Bu binada birçok onarıcı var. Acil durumlarda hemen müdahale ederler. Ayrıca ihlali sezebilen yakındaki herkes buraya geldi.” Engin haberlerde yangını izlediÄŸi günü hatırladı. Åžiddetli bir baÅŸ aÄŸrısı ile uyanmıştı.
“O sabah başıma bir aÄŸrı saplanmıştı. Vücudumda bir karıncalanma hissediyordum ve titriyordum. İlaç alıp biraz uyumaya çalıştım ama kabuslar izin vermedi. Dikkatim dağılsın diye televizyonu açtım ve haberlerde yangını görmüÅŸtüm.” Aziz Bey gözlüÄŸünü silmeyi bırakıp gözlerini Engin’in gözlerine dikti. AyaÄŸa kalkıp burnu burnuna deÄŸecek kadar yaklaÅŸtı. Sonra arkasını dönüp binanın krokisinin altında duran küçük kasayı açtı. Kırmızı kadife bir kumaÅŸ parçası çıkardı. Katlanmış kumaşı Engin’e uzattı. Engin uzatılan kumaşı aldı ve katlarını açtı. Kumaşın ortasında misket boyutunda siyah bir taÅŸ vardı. Taşı eline alıp yakından baktı. Bir kaç saniye hiçbir ÅŸey olmadı. Sonra elinden baÅŸlayıp vücuduna yayılan bir titreÅŸim hissetmeye baÅŸladı. TaÅŸ gittikçe ağırlaşıyor gibiydi. Engin gözlerini kapatıp taşı elinden atmak istedi ama yapamadı. DiÄŸer tarafa ait görüntüler zihninden peÅŸ peÅŸe geçmeye baÅŸladı. Sisler içinde sarı gözler, siyah parlak sivri kayalar, ışık görmeyen gökyüzünden gelen uÄŸultular. Ayaklarının altındaki zeminin mırıldandığını hissediyordu. Ayaklarına baktı ve siyah toprağı gördü. Etrafına hızla bakındı ama kayalardan ve sisten baÅŸka bir ÅŸey görmüyordu ÅŸimdi. Bir fısıltı duydu. Arkasını döndüÄŸünde sis tabakası iki yana çekiliyordu. Bir çift sarı göz ona bakıyordu. DüÅŸlerinde gördüklerinden daha büyüktü bu. Siyah duman hiç durmadan etrafında dönüyordu ama sarı gözlerin parıltısını engellemiyordu. Duman giderek yaklaÅŸtı. İçinden çıkan yüzlerce uzantı Engin’in arkasına doÄŸru toplanıp onu sarmaya baÅŸladı. Engin korkuyla “Hayır!” diyerek haykırdı. Üzerine gelen ÅŸey geriye doÄŸru savruldu ve çevresindeki kayalar çatlayıp parçalandı.
Engin gözlerini açtığında sandalyesinde deÄŸil yerde yatıyordu. Aziz Bey üzerine eÄŸilmiÅŸ onu uyandırmaya çalışıyordu. Alnından ter damlaları boynuna doÄŸru aktı. Nefes nefese kalmıştı. Aziz Bey’in yardımıyla doÄŸrulup oturdu. Sımsıkı kapattığı avucuna baktı. Aziz Bey de Engin’in avucuna bakıyordu. Engin avucunu açtığında biraz önceki taşın yerinde bir tutam siyah toz gördüler.
“Bunu nasıl yaptın?” diye sordu Aziz bey. Aslında bu Engin’e sorduÄŸu bir soru deÄŸildi. İhlalin olduÄŸu gün Engin’in başının aÄŸrıması ve ateÅŸlenmesi onu ÅŸüpheye düÅŸürmüÅŸtü.
“Bilmiyorum, ben bir ÅŸey yapmadım.” dedi Engin. “Bir an için kabuslarımdaki yeri gördüm. Ama gerçek gibiydi. Onlardan biri bana yaklaşıyordu. Daha önce hiç böyle net görmemiÅŸtim. Sonra etrafımı sarmaya baÅŸladı.” Bir an donuk gözleri Aziz Bey’in heyecanlı gözlerine kilitlendi. “Onlar gerçekten saf kötülük. İçimde hissettim. Sonra bağırdım sanırım, korkmuÅŸtum. Gözümü açtığımda yerdeydim iÅŸte.” Zorla da olsa kalkıp sandalyesine oturdu. Vücudu hala titriyordu. “Az önce ne oldu bana?”
Aziz Bey yere düÅŸmüÅŸ kadife kumaşı aldı. Engin’in avucundaki tozları içine dökmesi için uzattı. Derin bir nefes alıp temkinli ÅŸekilde parmağının ucuyla toza dokundu. Biraz bekledi ve bir ÅŸey hissetmediÄŸini görünce iki parmağı arasına biraz toz alıp bekledi. Yüzündeki ifade yumuÅŸadı. Kumaşı sarıp tekrar kasaya koydu.
“Bir kadın vardı, Ayla. O bir efsaneydi. Hiç tanışmadım tabi. Bizden çok uzun yıllar önce yaÅŸamış. Sezme yeteneÄŸi ve zihni çok kuvvetliymiÅŸ. Onlardan biriyle tek başına mücadele edebildiÄŸi anlatılır. Hemde diÄŸer taraftayken.” Engin anlamaya çalışarak dinliyordu. Hala yaÅŸadığı ÅŸoku tam olarak atlatamamıştı. Aziz Bey devam etti. “Biz on iki yıl önceki ihlal sırasında birini durdurmak için 11 kiÅŸi birlikte çalışmak zorunda kalmıştık. Bir kayıp verdik ve içimizden üç kiÅŸinin de hayatı hiçbir zaman eskisi gibi olamadı.” Parmağının ucuyla ÅŸakağına iki kez hafifçe vurdu. “Zihinleri boÅŸaldı” dedi. “İhlalin olduÄŸu gün rahatsızlandığını söylediÄŸinde o aklıma geldi. Bugüne kadar kimsenin o kadar uzak bir mesafeden sezebildiÄŸini görmemiÅŸtim. Sana verdiÄŸim taÅŸ burada yok ettiÄŸimiz o kötülükten geriye kalan son ÅŸeydi. Emin olmam gerekiyordu.”
“Neden emin olmanız gerekiyordu?” Engin’in yüzünde korku ve öfke vardı ÅŸimdi.
“Sanırım sende Ayla gibisin.”
“Bunu bana söyleyebilirdiniz! Neler hissedebileceÄŸim konusunda uyarabilirdiniz!” Sesi kendisininde ÅŸaşırdığı derecede yüksek çıkmıştı.
“Biliyorum Engin. Ve bunun için çok özür dilerim. Heyecanıma yenik düÅŸtüm.” Gözlerinden doÄŸruyu söylediÄŸi anlaşılıyordu. “Bu bir mucize” diyerek Engin’in ellerini tuttu. Engin’in öfkesi bu hareket karşısında yatıştı. Karşısında duran adamın heyecanını görebiliyordu. Ama kendisinin bahsedildiÄŸi gibi biri olduÄŸunu düÅŸünmüyordu.
“Bu bir tesadüfte olabilir. BaÅŸ aÄŸrım veya titrememin bununla alakası olmayabilir.”
Aziz Bey başıyla kasayı iÅŸaret etti. “Onları hiçbir zaman tam olarak yok edemiyoruz. Geriye o küçük taÅŸ parçası kalıyordu. Anlatılanlara göre Ayla’nın yok ettiklerinden geriye hiçbir ÅŸey kalmıyormuÅŸ.” Heyecanla parlayan gözleri Engin’in ÅŸaÅŸkın gözlerine kilitlendi. “O taÅŸları daha önce böyle parçalayabilen kimse olmamıştı.”
Engin birÅŸey söyleyecek oldu ancak giÅŸedeki zil çaldı. Aziz Bey “Merak etme her ÅŸeyi öÄŸreneceksin.” diyerek giÅŸede bekleyen adama pusulayı vermek için kalktı.
Engin biraz soluklanacak zaman buldu. Daha geleli birkaç saat olmuÅŸtu ama hayatı ÅŸimdiden deÄŸiÅŸmeye baÅŸlamıştı. Tüm anlatılanları ve biraz önce yaÅŸadıklarını tekrar düÅŸünerek gözlerini kapattı ve düÅŸündü. Bunları sindirmesi kolay olmayacaktı. Aklında bir sürü soru vardı. Bu geçitlerden dünya üzerinde sadece burada mı vardı? Çatlakların olduÄŸunu nereden biliyorlardı? Bu gibi sorular aklından geçerken birden gözlerini açtı. GiÅŸedeki adama döndü. Adam da ona bakıyordu. Koyu siyah gözlüklerin arkasındaki gözlerini beyninde hissedebiliyordu. Adamın özel olduÄŸunu sezebiliyordu. Adam yüzünde hafif bir gülümseme ile pusulayı aldı ve başıyla Aziz Bey’e selam verip gitti. Aziz Bey tekrar Engin’in yanına döndü.
“Åžimdi ne olacak bana? Bende mi onarıcı olacağım?” diye sordu Engin.
“İlk geldiÄŸinde öyle düÅŸünmüÅŸtüm evet. Ama senin gücünü gördükten sonra birileri ile daha görüÅŸsek iyi olacak.”
“Kiminle?”
“Yönetici ile.” dedi ve arkasını dönüp masada duran siyah telefonun ahizesini kaldırdı. Bir numara tuÅŸlayıp biraz bekledi. Yönetici ile acil görüÅŸmeleri gerektiÄŸini söyledi ve kısa bir süre daha bekledi. Tamam deyip ahizeyi koymadan parmağıyla telefonu kapatıp ardından baÅŸka bir numarayı daha tuÅŸladı. Karşısındakine buraya gelmesini söyleyip ahizeyi yerine koydu. “Birazdan seni yöneticiye götürecekler” dedi.
“Siz gelmeyecek misiniz?”
“GiÅŸeyi bırakamam ama sorun yok. Sana sorulan sorulara doÄŸru cevaplar ver yeter. Burada hepimiz aynı taraftayız.” Engin’in yüzündeki rahatsız ifade silinmemiÅŸti. “Merak etme iyi olacaksın. Yönetici eskilerin en iyilerindendir.”
Kapı üç kez tıklandı. Aziz Bey kalkıp kapının kilitlerini açtı. Sabah simitleri getiren temizlik görevlisi kadın gelmiÅŸti. Aziz Bey Engin’e bakıp hadi kalk der gibi başıyla iÅŸaret etti.
“DoÄŸruca Yöneticiye gidin.” dedi. Kadın başıyla onayladı. Engin ayaÄŸa kalkıp odadan çıktı. Kadın önde Engin arkasında koridorda yürümeye baÅŸladılar. Sabah girdiÄŸi ‘sadece personel’ yazan kapıdan tekrar giÅŸelerin önündeki büyük alana çıktılar. Engin bu sefer kendini rahatsız hissetmedi. İlk kez kalabalıklar ve büyük alanlardan korkmadığını görmekten memnundu. DiÄŸer insanlarla birlikte garın içine girdiler. Peronlarda trenler bekliyordu. Bir tanesinin kalkış sireni çaldı. Peron boyunca yürüdüler. Kimse onların farkında deÄŸilmiÅŸ gibiydi. Temizlik görevlisi kıyafeti giymek sanki bir nevi görünmezlik saÄŸlıyordu kadına. Peronun sonuna yaklaÅŸtıklarında, platformdan rayların olduÄŸu tünele inen küçük merdivenin yanındaki güvenlik görevlisi metal kapının kilidini açtı. Kadın adama başıyla selam verip beÅŸ basamağı hızlı adımlarla indi. Engin de adama aynı ÅŸekilde selam vererek basamakları indi.
“Duvara yakın yürü.” diye uyardı kadın. Engin de öyle yaptı. Omzu duvara sürtünerek kadını takip etti. Tünelin karanlığını onlar yaklaşınca yanan kırmızı bir lamba bozdu. Lambanın altında duvarda bir kapı vardı. Kadın kapının üzerindeki kilide parmağını koydu ve kapı açıldı. Küçük loÅŸ bir koridora girdiler. Koridorun sonunda bir asansör vardı. İkisi de asansöre bindiler. Kabinde sadece iki adet buton vardı. Üzerinde aÅŸağı yönü gösteren butona bastı kadın.
“Ne kadar aÅŸağı iniyoruz?” diye sordu Engin.
“Yaklaşık 25 metre.” diye cevap verdi kadın.
“Ben Engin bu arada. Tanışamadık.”
“Bende Sevda. Memnun oldum.”
“Ben de memnun oldum. Ne zamandır buradasınız?” Kadın cevap veremeden asansör durdu. BaÅŸka bir koridora çıktılar.
“Dört yıldır buradayım. Sezgi ve kontrol gücüm henüz çok iyi deÄŸil.” dedi koridorda ilerlerken.
“Sende yönetici ile görüÅŸtün mü? Nasıl biri?”
“İyi biridir.”
Engin birden vücudunun karıncalanmaya baÅŸladığını hissetti. Sonra duvara yaslandı ve yüzünü buruÅŸturup başını tuttu.
“Ne oldu?” diye sordu Sevda.
Engin soluna dönüp duvara dokundu. “Geçit bu duvarın arkasında mı?” diye sordu. Sevda merakla Engin’i inceledi. “Evet” diyebildi sonunda. “Hadi devam edelim.” Koridorun sonundaki çift kanatlı kapının yanında aynı kilitten vardı. Kadın parmağını oraya koyup kapıyı açtı. Altıgen ÅŸeklinde büyük, iyi aydınlatılmış bir odaya girdiler. Odanın ortasında altıgen bir masa vardı. Masanın üstü tamamen ekrandı. Ekrandaki harita üzerinde kırmızı ve yeÅŸil noktalarlarla iÅŸaretlenmiÅŸ alanlar gördü. Altıgenin solundaki duvarda bir silah dolabı vardı. BildiÄŸi silahların yanında hiç görmediÄŸi silahlar da görüyordu. Soldaki diÄŸer duvarda, üzerinde aynı sembolün iÅŸlendiÄŸi büyük metal bir kapı vardı. Engin etrafını inceleyerek odanın ortasından tam karşıdaki kapısı açık odaya doÄŸru kadını takip ederek yürüdü. Çalışanlar onlara kısa bakışlar atıp iÅŸlerine geri döndüler. Sevda kapının yanında durup Engin’e içeri girmesini iÅŸaret etti. “Ben burada bekliyorum.” deyip kapıyı kapattı.
Bir masa, saÄŸ tarafta tüm duvarı kaplayan ve içleri dosyalarla ve kitaplarla dolu bir raf, sol duvarda ise büyük bir yaÄŸlı boya resim vardı. Kabuslarında gördüÄŸü yerdi burası. Bir onarıcı ve parlak sarı gözlü kötülük karşı karşıya resmedilmiÅŸti. Odaya kasvetli ve ürkütücü bir hava katıyordu. Masanın arkasındaki yaÅŸlı kadın ayaÄŸa kalkıp Engin’i odanın ortasında karşıladı.
“Merhaba Engin. HoÅŸ geldin. Benim adım Melek.”
“Merhaba Melek Hanım. Çok memnun oldum.” Engin kadının altmışlı yaÅŸlarında olduÄŸunu tahmin ediyordu. Saçlarında tek tük beyazlar vardı. Boyu kendisinden kısaydı. Oldukça dinç görünüyordu. Elini kuvvetlice sıkmıştı kadın.
“Åžöyle otur.” diyerek masanın önündeki deri koltuÄŸu gösterdi. Kendiside Engin’in karşısına oturdu. “Sabah evden çıktığında böyle bir ÅŸeyle karşılaÅŸacağını tahmin edemezdin deÄŸil mi?” gülümsemesi çok içtendi.
“Åžu an bile tüm bunlara inanmak çok güç.”
“Biliyorum. Buradaki herkes ilk geldiklerinde senin gibi hissetmiÅŸlerdi. Aziz’in geldiÄŸi günü ve diÄŸer tarafa ilk geçtiÄŸi günü çok iyi hatırlıyorum.” Engin kadını ÅŸaÅŸkınlıkla izledi. GöründüÄŸünden daha yaÅŸlı olmalı diye düÅŸündü ama bir ÅŸey söylemedi. “Aziz en iyilerimizden biriydi.” diye söze devam etti. “12 yıl önceki olaydan sonra bir daha karşı tarafa geçmedi. GiÅŸede mutlu olduÄŸunu söylüyor.”
“Evet o olaydan biraz bahsetmiÅŸti.”
“Yavuz’a olanlar için hep kendini suçladı. Oysa Aziz’in yapacağı bir ÅŸey yoktu. Bütün prosedürleri kendisine anlatmasına raÄŸmen onu beklemeden karşıya geçti. O gün bir felaketle sonuçlanabilirdi. Burası hala ayaktaysa Aziz sayesindedir. DiÄŸer yardımcıların çabalarını da yok saymıyorum tabi. Hepimiz o gün çok çabalamıştık ama Aziz kendini tehlikeye hiç çekinmeden attı.” kadının gözleri bir an Engin’in omzunun üstünden arkaya daldı. Sonra kendine geldi. “Sonuç olarak buradayız ve herkes güvende.”
“Åžu resim” dedi Engin, “Oradaki kiÅŸi Ayla mı?”
“Evet o. Bizim için bir efsanedir. Bugün geçitleri bu kadar iyi koruyabilmemiz onun zamanında yaptıkları sayesindedir.” Engin’in gözlerinden sormak istediÄŸi bir sürü ÅŸey olduÄŸunu anlamıştı. “Hızlandırılmış bir tarih dersinden geçeceksin. Merak ettiÄŸin her ÅŸeyin cevabını alacaksın, endiÅŸelenme.” Kadın koltuÄŸundan doÄŸrulup öne çıktı. Gözlerindeki heyecanı saklamıyordu. “Aziz senin özel olduÄŸunu söylüyor. Yukarıda olanları anlattı.” Engin araya girdi.
“Yanılıyor olabilir. O an çok korktum ve ne olduÄŸunu bilmiyorum. TaÅŸ eskidiÄŸi için çürümüÅŸtür belki ve o yüzden parçalanmıştır.” Söylediklerine kendiside inanmamıştı ama bu kadar büyük bir sorumluluÄŸu almaya hazır hissetmiyordu.
“KorktuÄŸunu biliyorum Engin. Ama yukarıdaki olay yaÅŸanırken senin gücünü burada hepimiz hissettik.” Engin’in gözleri irileÅŸti. GöÄŸüs kafesi hızla inip kalkmaya baÅŸladı. “Biliyorum tüm bunlar senin için çok fazla. Ama sen farklısın. Bunu ne kadar erken kabul edersen o kadar çabuk hazır olursun.”
“Neye hazır olurum?” diye sordu korku dolu gözlerle.
“SavaÅŸmaya.” Melek Hanım’ın sesi çok sakindi. “Bazen bir çatlağı kapatmak için üç dört kiÅŸi çalışmak zorunda kalabiliyor. Genç onarıcıların zihinlerini eÄŸitmesi ve güçlerini artırması uzun yıllar alabiliyor. Ama sen yanımızdayken tüm bunları daha kolay ve güvenle yapabiliriz.” Engin bir ÅŸey demek için hazırlandı ancak başına saplanan aÄŸrı ve kulaklarındaki çınlamayla gözlerini kapatıp başını ellerinin arasına aldı. Melek Hanım hemen kalkıp Engin’in yanına koÅŸtu. “Ne oldu Engin?”
Engin yine diÄŸer taraftan görüntüler gördü. Bir kadın ve bir erkek gördü. Bunlar sabah giÅŸede gördüÄŸü onarıcılardı. Sonra kadını koÅŸarken gördü. Görüntü deÄŸiÅŸip erkeÄŸi ve üzerine eÄŸilen siyah dumanı gördü. Gözlerini dehÅŸetle açıp koltuktan kalktı.
“Bilmiyorum, bir sorun var sanırım.” dedi. Aynı anda odanın kapısı açıldı. İçeri giren adamın yüzünde korku vardı.
“Efendim bir sorun var!” Melek Hanım Engin’e baktı.
“Benimle gel!” deyip odadan koÅŸarak çıktılar. Saçları dağılmış, dudağının kenarından kan damlayan bir kadın topallayarak üzerinde sembol olan büyük metal kapıdan içeri giriyordu. Yanağındaki yara izinden tanımıştı kadını. Sabah giÅŸede ve biraz önce gördüÄŸü görüntüdeki kadındı.
“Ne oldu anlat çabuk!” dedi Melek. Sesinde korku vardı.
“Bilmiyorum, her ÅŸey çok hızlı oldu. Çatlağı kapatıyorduk. Küçük bir çatlaktı uzun sürmeyecekti. Birden Taner arkasını döndü. Onlardan biri yaklaşıyordu. Bende arkamı döndüm ve birlikte ona karşı koymaya baÅŸladık.” Durup yutkundu. GözyaÅŸlarını tutamamıştı. “Pusula bendeydi ve bana kaçmamı söyledi. Onu oyalayabileceÄŸini düÅŸünüyordu.” Gücü tükenmiÅŸti artık. Yere diz çöktü. “YapabileceÄŸim bir ÅŸey yoktu. Çok üzgünüm.”
Kadın bunları anlatırken Engin onları uzaktan dinliyordu. Taner’in acısını zihninde duydu. Hala ona karşı koyuyordu ama gücünün tükenmek üzere olduÄŸunu hissediyordu. Gözleri üzerinde sembol olan kapıya kaydı. Kapının arkasındaki geçitten gelen fısıltıları ve uÄŸultuları duyuyordu. Bunların arasında da Taner'in acı dolu haykırışları vardı.
Melek Hanım kadının yanına diz çöküp durumunu kontrol etti. Etrafındakilere onu revire götürmelerini söylemek için kalktığında Engin’in kapıya doÄŸru koÅŸtuÄŸunu gördü. Arkasından bağırdı ancak Engin büyük metal kapıdan geçmiÅŸti bile.
Kapıdan içeri adımını attığında geçidi ve diÄŸer tarafın kötülüÄŸünü daha çok hissetmeye baÅŸladı. Kapının bu tarafı doÄŸal bir maÄŸara gibiydi. İçerisi karanlık ve soÄŸuktu. Tünelden koÅŸarak ilerledi ve saÄŸa dönüp bir açıklığa geldi. MaÄŸaranın duvarında büyük bir kara boÅŸluk vardı. Neredeyse iki insan boyunda çapı olan yuvarlak boÅŸluÄŸun etrafındaki hava titreÅŸiyor gibi bulanıktı. Vücudunda karıncalar dolaşıyor gibi hissediyordu. Geçide yaklaÅŸtı. BoÅŸluÄŸu kaplayan karanlık, yoÄŸun bir madde gibiydi burada. Melek Hanım ve birkaç kiÅŸi arkasından koÅŸarak geldiÄŸinde Engin çoktan geçitten geçmiÅŸti.
Geçitten geçmek çok kısa sürmüÅŸtü. Elektrik yüklü yoÄŸun bir havanın içinden geçmek gibiydi. Kabuslarında gördüÄŸü kara bulutlarla kaplı o yerdeydi ÅŸimdi. Siyah parlak kayalardan oluÅŸan labirent ormanı karşısındaydı. Taner’in çığlığını duydu. Aslında bunu kulaklarıyla deÄŸilde zihniyle duyduÄŸunu anladı. Gücünün son kırıntısını kullanıyordu ÅŸimdi. Birazdan kötülük onu ele geçirecekti. Engin gözlerini kapatıp zihnindeki Taner’in sesine odaklanmaya çalıştı. Gözlerini açtığında nereye gideceÄŸini biliyordu. KoÅŸarak labirente daldı.
“Hemen bir ekip toplayın! En iyilerimiz buraya gelsin! Çabuk olun!” Melek Hanım sözünü bitirmeden beÅŸ kiÅŸi hazırlanmıştı bile. Sistemden en son çatlağın konumunu getirdi birisi. O sırada Melek Hanım yanından hızla koÅŸup geçide atlayan kiÅŸiyi karanlıkta tanıyamadı. “Çabuk hazırlanıp gidin!” diye emretti bekleyenlere.
Engin labirentte nereden döneceÄŸini sanki biri ona söylüyormuÅŸ gibi koÅŸarak ilerliyordu. Taner’in zihnini daha güçlü hissediyordu ÅŸimdi. Artık Taner’in çığlığını zihninde deÄŸil kulaklarında da duyduÄŸunda geldiÄŸini anladı. Taner sırtını kayalardan birine yaslamış iki eli önde yerde oturuyordu. Alnındaki ve boynundaki damarları patlayacak gibi ÅŸiÅŸmiÅŸti. Gözlerinin akı kanlanmış kıpkırmızı olmuÅŸtu. Yüzünden çektiÄŸi acı okunabiliyordu. Üzerine eÄŸilmiÅŸ dumanı gördü. Kabuslarında gördüklerinden daha büyüktü bu. Parlak sarı gözlerinden kötülük fışkırıyordu sanki. Engin hem kötülüÄŸü hem de Taner'in acısını aynı anda hissediyordu. Ne yapması gerektiÄŸinden emin deÄŸildi ama bir ÅŸey yapmazsa yerdeki adamdan geriye bir ÅŸey kalmayacaktı. Duman artık Taner’in üzerine kapanmıştı. Taner’in kollarının yana düÅŸtüÄŸünü gördü. Gücü tükenmiÅŸ, gözleri kapanmış ve boynu yana düÅŸmüÅŸtü. Kötülük kendine yakışır bir sesle çığlık attı. Bir zafer çığlığıydı bu. İçinden çıkan uzantılar Taner’i sarmaya baÅŸladı. Engin’in içinde bir korku dalgası büyümeye baÅŸladı. Okyanusun ortasında baÅŸlayan küçük bir dalganın sahile gelene kadar büyümesi gibiydi. GiÅŸede elinde küçük taÅŸ varken hissettiklerini düÅŸünmeye çalıştı. Taner’e yaklaÅŸtı ve zihninde zevk çığlıkları atan kötülüÄŸe odaklandı. Dumanın içindeki gözler aniden Engin’e döndü. Zevk çığlığı ÅŸimdi öfke çığlığına dönmüÅŸtü. Uzantılarından bazıları hala Taner’in etrafında olduÄŸu halde yükselip Engin’e doÄŸru geldi. Engin kafasının içinde müthiÅŸ bir baskı hissetti. Kendini zorlayarak karşı koydu ve kötülüÄŸün içinde bir korku sezdi. Zihniyle onu itmeye çalıştı. Duman korkuyla karışık öfke ile çığlıklar atıp ileri atıldığında Engin dayanamayıp arkaya düÅŸtü. Başını kayaya çarptığında gözleri kapandı. Burun deliklerinden kan geliyordu. Avıyla arasına giren bu zavallıdan korkmasına gerek olmadığını anlamıştı duman. Onunla sonra ilgilenecekti. Arkasını dönmüÅŸ tekrar Taner’in üzerine eÄŸilmeye baÅŸlamıştı. Engin kendine gelmeye baÅŸladığında zihninde bir baÅŸka güç daha hissediyordu ÅŸimdi. KötülüÄŸün korku dolu çığlığı arasında ona karşı koyan bir güç vardı. Kendini zorlayıp gözlerini açtı.
“Aziz abi?” aÄŸzından belli belirsiz çıkmıştı isim. Hızla ayaÄŸa kalkıp onun yanına gitti. Aziz Bey’in gözlerinde intikam ateÅŸi yanıyordu adeta. Gözlerini kapatıp odaklandı. KötülüÄŸü ve Aziz bey’in ona karşı koyan gücünü kendi zihninde görüyordu ÅŸimdi. Aziz Bey’in içinden çıkan beyaz bir ışık hüzmesi siyah dumana saldırıyor, etrafını sarmaya çalışıyordu. Aziz Bey’in yaptıklarını yapmaya çalıştı. Gücünü beyaz ışık demetleri olarak dumana gönderdi. İşe yarıyordu. Karşılarındaki duman artık onalara tepeden bakmıyordu. Daha küçük görünüyordu. Engin zihninde hissettiklerinin aynısını yapıyordu. Işık hüzmeleriyle saldır ve etrafını sar. Taner’in etrafındaki uzantılar geri çekilmiÅŸti. Düzensiz soluk alışveriÅŸlerini ve zihnindeki yaÅŸam enerjisini hissettiklerinde ikisi de rahatladı. Siyah duman artık beyaz ışıktan küre ÅŸeklinde bir kafesin içine hapsolmuÅŸtu. Korkuyla çığlık atıyor, zayıf bir nokta bulabilmek için kafesin her tarafına vuruyor, çıkmak istiyordu.
“Åžimdi kafesi sıkıştırıp onu yok edeceÄŸiz” dedi Aziz Bey. Engin tüm gücüyle itmeye baÅŸladı. Aziz Bey birden sendeledi. Kendini çok zorlamıştı ve gücünü çabuk tüketmiÅŸti. Kafesin bir yanının zayıfladığını fark eden kötülük o tarafı zorlamaya baÅŸladı. Aziz Bey diz üstü çöktüÄŸünde artık onu tutamayacak kadar bitap düÅŸmüÅŸtü. Duman son bir hamle ile kafesin zayıflayan yerinden çıkabilecekti. Derken birden fazla ışık hüzmesi kafese doÄŸru geldi ve biraz öncekinden daha parlak ve daha güçlü bir ışık topuna dönüÅŸtü. Melek Hanım’ın gönderdiÄŸi ekip tam zamanında yetiÅŸmiÅŸti. Onların gücünü hisseden Engin son bir gayretle tüm gücünü toplayarak haykırdı ve ışık topu bir noktaya dönüÅŸecek kadar hızla küçüldü. Sonunda bir nokta haline gelip yok oldu. Herkes kötülüÄŸün korku dolu son çığlığını duydu ve artık zihinlerinde onu hissetmediler.
Engin gözlerini açtığında dumanın olduÄŸu yerde yuvarlak küçük bir krater gördü. Etraflarındaki siyah kayalardan bazıları çatlamış bazılarıda parçalanmıştı. Aziz Bey yerden kalkıp kraterin ortasına geldi. Ondan geriye kalan bir taÅŸ parçası aradı. ama hiçbir ÅŸey yoktu. Kötülük tamamen yok olmuÅŸtu. DiÄŸerleri de biraz ÅŸaÅŸkın ama daha çok gurur ve sevinçle Engin’e bakıp gülümsediler. İkisi Taner’in yanına gitmiÅŸ durumunu kontrol ediyordu. Yaşıyordu ama zihni ne durumdaydı bunu anlamak zordu. Uyanmasını beklemek zorundaydılar. O sırada sislerin arkasından baÅŸka çığlıklar duyuldu. Öfke dolu çığlıklardı bunlar. Engin diÄŸerlerinden daha önce hissetti gelenleri.
“BaÅŸka gelenler var!” dedi diÄŸerlerine dönüp. Herkes etrafına bakıp onları hissetmeye çalıştı ama onlar için henüz uzaktaydılar.
“Toparlanın! Hemen gitmemiz lazım!” diyerek pusulasını çıkarıp öne çıktı Aziz Bey. Taner’i taşıyan iki kiÅŸi ortada hızlı adımlarla geçide gittiler. Engin en arkadaydı. Herkes geçtikten sonra arkasına bakıp geçide girdi.
Melek Hanım diÄŸerleriyle birlikte hazırlıklı olarak bekliyorlardı. Geçitten önce Aziz Bey çıktı.
“Hepimiz iyiyiz sorun yok.” diyerek bekleyenleri sakinleÅŸtirdi. “Tıbbi yardım lazım.” SaÄŸlık ekibi geçitten gelen Taner’i sedyeye alıp hemen götürdü. Herkesin gözü Engin’i arıyordu. Geçitten en son o geldi. Aziz Bey omzundan tuttu.
“Yaptığın ÅŸey çok tehlikeli ve aptalcaydı!” Onun neden bu kadar kızdığını anlıyordu Engin. Yavuz’u düÅŸündü. Sonra Aziz bey’in sesi yumuÅŸadı. “Ama iyi bir iÅŸ çıkardın evlat.” Melek Hanım’a ve bekleyenlere döndü. “Engin bugün büyük bir felaketi önledi. Yaptığı ÅŸey her ne kadar tehlikeli olsa bile birimizin hayatını kurtardı. Ve büyük bir sorunu önledi. Artık onun ne kadar güçlü olduÄŸunu biliyoruz.”
“Yalnız başıma yapmadım ama. Hepiniz yardım ettiniz. Siz gelmeseydiniz bunu baÅŸaramazdım.” dedi Engin. Yaptıklarına ve yaÅŸadıklarına hala inanamıyordu. “Kendimi çok yorgun hissediyorum.”
“Bunları daha sonra detaylıca konuÅŸacağız. Åžimdi dinlenin.” dedi Melek Hanım. Aziz Bey’e bakıp gülümsedi. Engin diÄŸerleri ile birlikte yukarı çıktı. “Seni tekrar burada görmek çok güzel Aziz.” dedi.
“Artık yaÅŸlanmışım ama hala bir iÅŸe yaradığımı görmek güzel.”
“Onu sen eÄŸiteceksin. GiÅŸeye baÅŸka birini koyarız. Bizim dönemimizin Ayla’sı olacak Engin.”
“Evet biliyorum. Orada yaptıkları inanılmazdı. Gücünü zihnimde hissettiÄŸimde bunu anladım. Üstelik tüm potansiyelini ortaya çıkardığımızda tek başına bir deÄŸil iki tanesiyle bile baÅŸ edebilir bence.” Melek Hanım’ın yüzündeki gülümseme yayıldı.
Birlikte geçidin olduÄŸu maÄŸaradan çıktılar. Taner çoktan gözlerini açmıştı. Oksijen maskesini indirip Aziz Bey’e baktı.
“TeÅŸekkür ederim. Siz olmasaydınız çoktan ölmüÅŸtüm.” dedi.
“Asıl teÅŸekkür etmen gereken kiÅŸi o” diyerek diÄŸerleriyle birlikte oturan Engin’i gösterdi. “Pusulası bile olmadan geçide girip seni buldu.” Taner ÅŸaÅŸkınlıkla bakıyordu o tarafa.
“Yoksa o?” soru soran gözlerinde umut vardı. Aziz Bey evet anlamında başını sallayıp Taner’e dinlenmesini söyledi. Önlerinde uzun bir süreç vardı ama ÅŸimdiden kendilerini güvende hissediyorlardı.